mehmetkyl032 @ gmail.com

Adına Türk usulü başkanlık sistemi denen, 2017 referandumunda hileli bir seçimle, ‘O anayasaya uymuyorsa anayasayı ona uyduralım’ diyerek milletimize dayatılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi üzerinde tartışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Yeni rejim ne ülkeyi taşıyabiliyor ne de ülke Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini…

160 yıllık geleneğimiz olan parlamenter demokratik sistemini tu kaka ederek büyük bir vech ile gönderip, yerine ‘uçacağız, kaçacağız, büyüyeceğiz’ masalları ile ‘tek kişiye’ dayalı bir rejimi kabul ettiğimizden beri huzur yüzü göremedik.

Maalesef aldatıldığımızı ve kandırıldığımızı iki yolun sonunda nihayet görür olduk.

Çok geniş yetkileri bir makamda toplayan bu rejimin son iki yıldır geldiği yer büyük bir açmaz olmuştur. Her şey kötüye gitmekte, çöküşe (maddi ve manevi) doğru hızla yol alıyoruz. Çıkartılan Cumhurbaşkanı karar ve kararnameleri ile ülke yönetilmeye çalışılmaktadır.

Devletin bürokrasisi ehil olmayan ellerde liyakatsiz ona sadık elemanlarla iş yapar hale getirilmiştir. Bağımsız olması, bağımsızlığın korunması gereken devlet organlarının bağımsızlıkları ellerinden alınmış, devlet çarkı işlemez hale getirilip, Kamu gücü tek kişinin ağzından çıkacak söze kalmış, adeta bir kabile devleti haline getirilmiştir.

Parlamento değersizleştirilmiş, milletvekilleri itibarsızlaştırılmış, yargıya müdahale edilerek tek kişiye bağlanmış, demokrasilerde olması gereken özgür basın susturulmuş, sivil toplum devlet kurumları haline dönüştürülmüştür.

Cumhurbaşkanlığı karar ve kararnameleri ile yönetilen ülke adeta deneme-yanılma yöntemi ile deneme tahtası haline getirilmiştir. Kurumlar arasındaki hiyerarşi alt üst edilmiş, devlet otoritesi zayıflatılmıştır. Ülkenin gözü gibi korunması gereken bazı kurumları (Anayasa mahkemesi’nde olduğu gibi) alt-üst kavgasına düşürülmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi kararları alt mahkemeler tarafından tanınmaz hale gelmişlerdir. Dokunulmaması gereken merkez Bankası ve benzeri kurumlar hallaç pamuğu gibi dağıtılmış, ekonomi kaybettiği güven neticesinde iflasın eşiğine getirilmiştir.

AKP, siyasal İslamcı (Müslüman kardeşler) hareketi olarak, 2002 yılında iktidara geldiğinde ülkenin sigortası olan o günkü Cumhurbaşkanı sayesinde devleti takiye yaparak Avrupa’ya şirin görünerek, 2007 yılına kadar gerçek yüzlerini saklamayı becerebilmiş, 2007’den sonraki hareketleriyle görçek yüzlerini göstermişlerdir. 2007 yılına kadar ülkeyi yönetenler 2007’de yandaş bir cumhurbaşkanı ile ülkeyi yağmalamaya, ülkeyi sahiplenmeye başladılar.

Güzel ülkemizi, dar-ül harp ilan edip, bu ülkede islami kuralların (haram-helal-kul hakkı vb.) uygulanamayacağını belirterek talana başladılar. Aldıkları komisyonları ganimet addettiler, yolsuzlukları, hırsızlıkları kendilerine hak gördüler. Ayakkabı kutularında çaldıkları milyonlarca dolarları, ‘hayır hasenat için çaldık’ dediler ve toplumu buna inandırdılar. Neticede bugünkü sistem demokratik olmaktan çok uzak bir otoriter sistemdir. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bir sonraki aşaması ‘monarşik’ bir ailenin yönetimine tabi olma rejimidir.

İYİ Parti, Büyük Türk Milleti’ni, İYİ ve CESUR evlatları ile uyarmaktadır. Söz milletin olmalı. Yeniden Demokratik Parlamenter Sisteme dönmeliyiz.

Saygılarımla…